Said Doğrul

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

İlk ve orta öğrenimini, gözünü açtığı şehirde tamamladı. Hukuk okumak üzere Bursa akvaryumundan İstanbul deryasına kulaç attı. Bir müddet tiyatro ile oyalandı, üç-beş kısa filmimsi çekti. İstanbul Üniversitesi Kamu Hukuku yüksek lisans programında temaşager, aynı kurumda Sosyoloji lisans talebesi. Sıfat değil, eylem olarak ‘yazar’lığını, editörlüğünü de yaptığı Fikir Adası e-dergisinin yanı sıra, sair süreli yayınlarda sürdürüyor. Şu an ise uzak ülkelerde, davulun sesinin geldiği yeri bulmaya çalışıyor. İleride cennetlik olmak istiyor.

 

Kafa Kâğıdı:       |  

Her şey öldüğümü fark edince başladı.

Pek ihtiyar sayılmazdım oysa, Fatih İstanbul’u yeni fethediyordu bu vakitlerde. Beşikte akbil basıp, mezarlıkta aracın sağa çekildiği yorucu yolculuklar, aktarmayla devam eden ecelsiz bir serüvendi genç dimağımın lügatinde. Takvimin her yaprağı, ölümün soğuk rüzgarında dökülürmüş meğer; son solukta inermiş insan müsait bir yerde.

İdeolojik ve kurgusal yöntemlerle inşa edilen 'milli kimlik'; bir başka deyişle, sübyanların varlıklarını armağan ettiği Türk varlığı, varolan tüm aidiyetlerle kesişmeyeceğinden ötürü pek çok kimliği asimile etmiş veya ötekileştirmiştir.

Tek ahlaki kıstas olarak, müfredat uyarınca zihinlere zerk edilen milliyetçi mefhumlar, kudsiyet atfedilmiş dogmalara ilişkin her anti-teze zorba yaftalar yapıştırılmasına neden olur.

Her gün üzerine yemin ettirilerek fetiş haline getirilen vatan, uğruna 'hain'lerin öldürüleceği bir mecra olarak içselleştirildikçe; mezkûr durumun vicdansızlık ve haksızlık içerdiğine yönelik akıl yürütecek kutsal değerlerden uzak Ogün Samast'lar, sokakta Ermeni avlar veya Facebook’tan katliam çağrısı yapar.

Hiç babanızın gençlik fotoğraflarına baktınız mı?

Simanıza sinmiş silueti, suretinize sirayet etmiş o surat ifadesini incelediniz mi? Göze aşina dudak kıvrımını fark edip, alnınıza benzer çentiklerden çektiniz mi?

Fotoğraf karesi ile üç boyutlu resim arasındaki 77 farka kafa yormayın; ne şakaklarına kar yağdı, ne de saçlarını değirmende ağarttı. Bizden 20-30 yıl önce erken kalkıp, yol almasıdır kıssanın hissesi.

Peki size bilet gönderseydi gider miydiniz? İspanyol paça pantolonlu, kavanoz cam gözlüklü bir yabancıya misafir olur muydunuz? Balıkçı yaka kazağının üstüne yakıştırılmış ekose ceketiyle sizi memleketinizin terminalinde karşılasaydı, annenizin o delikanlıya neden âşık olduğunu anlar mıydınız?

Aşk, bir Elif Şafak romanı değildir.

Kardan kalemlerin erimeye mahkûm müsveddesini botokslayıp, popüler kültürün vitrinine ambalajıyla konulan ‘aşk’ metası, çok satanlar listesinde zirveye oynar.

Bir sevgilisinin olması gerektiğini 14 Şubat’ta fark eden her yavrugen, modernitenin tedavüle soktuğu sanal açlıklara göre karnını doyurur; içi boşaltılmış olguların açık büfesinde, tabağına ‘yeni heyecanlar’ doldurur.

Hedonist arzuların makyaj setidir günümüzde mezkûr mefhum: Demet Akalın güftesini pudralar, Facebook paylaşımlarına ruj sürer, magazin haberlerine rimel çeker...

Tek heceden tek geceye indirilen aşk, Anthony Giddens’ın ifadesiyle plastik cinselliğin minare kılıfı. Bu sihirli ‘yazılım’, tensel temayüllerin kontrastını düşürüp, hazza dayalı çekimleri sepya tonlarla rötuşlar.

Oysa aşk, metafizik arterlerinden koparıldığında kan kaybeder ve bir et parçasında sukut eder.

Tarih; fırtına öncesi cahillik. Saat; terlemeye müsait, gölge bulmaya elverişli.

Yüksek dozda hayal kurmuş bir çocuk, iki dörtlük ritimlerle yürüyor. Ağustostan ithal rüzgâr, kırışmış heyecanlarını düzeltiyor. Karşısında ismen tanıdığı, simaen tanışmadığı bir şehir var; stresin gevezeliğiyle, gördüğü her bakkala yol soruyor. Ağır ve büyük birbavul taşıyor: Kalmaya, kalıcı olmaya gelmiş... Prizde unutulmuş bir hırsla “yeneceğim seni ey İsta..” diye bağıracakken vazgeçiyor, beraberlik ile yetinmeye karar veriyor.

İçine ayrılık sığdırılmış bavuluyla bir adres arıyor. Haritası henüz koordinatsız, arkasına Fatih Camii’ni alıp, yokuş aşağı vurduruyor. Sonunda damlıyor gözüne beyaz bir apartman; selam veriyor geleceğine, artık her gün geleceği evine.

Dönüşte daha ‘ağır’ olacağını bilmediği bavulunu odaya getiriyor. Gülümsüyor. Ders çalışmak için saat başını, diyete başlamak üzere pazartesiyi bekleyip hayali dönemeçlere direksiyon kıranlar gibi, o da güneş ışınlarının kendisine dik açıyla geldiğini zannediyor: Her şey çok güzel olacak.

Dağın fareye hamile olduğundan habersiz, esniyor. İnsanın neden huzurluyken uykusu geliyor?

“Unutamayacağınız bir tatil mi geçirmek istiyorsunuz? Gün boyu süren animasyonlarla kıpır kıpır eğleneceğiniz, müziğin hiç susmadığı gecelerde paldır küldür dans edeceğiniz, mavi ile yeşilin birleştiği noktada horul horul uyuyabileceğiniz, yirmi dört saat hizmet veren açık büfemizde hapur hupur mide şişireceğiniz... tek adres!”

Serbest vuruştan önce topun üstünden atlayalım: Şu an okuduğunuz yazı, üst paragrafta mukîm ensesi kalın lakırdılara benzer herhangi bir vaat veya viral reklam içermemektedir.

Ardısıra cümleler ‘yolculuk rehberi’ olma sanrısıyla, bir Avrupa seyahatini, turizm acentasına ayaklarınızı ipotek ettirmeden gerçekleştirebileceğinizi iddia eder.

On beş günlük tecrübeden yüz bulup, “hayal kurmak dâhil, her şey 500 avroya patlıyor haccabi” gibi sahibinden kiralık boşboğaz ifadelere rastlamak mümkündür.

Genel itibariyle işbu metin; Interrail, Interfly, Flexipass ve sair öğrenci dostu zamazingo ile ortak müfredatta hazırlanmıştır ve seyahat öncesine ilişkin tavsiyeler [vize alma teknikleri, bavul doldurma kılavuzu, almayanın dövüldüğü ucuzlukta vasıta alternatifleri... vs.] ihtiva eder.

Yediğim, içtiğim, gördüğüm şimdilik bende kalsın; Frenk memleketlerinin olmazsa olmazları, olmasa da olurları ve olmayacak olanları bilahare fiskoslanacaktır.

Sağ tarafta yer alan çubuğu biraz aşağıya indirin, önce konsolosluğa doğru akbil basıyoruz.

Online dergiler Online dergiler